sayıklamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sayıklamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avuçlarımdan döküldü çakıl taşları...Kıskandığım şiirlerin en güzel kelimelerine
Geceden gelen öksürmeler gibi sesleri...Her duyuşumda bir
başkasının hikayesi,bir başkasının düşüşü
bir başkasının düşü
Şimdi ayaklarımın dibinde aynı taş yığını
Ben sevemem insanları.Birinde görebilirim hepsini.Kareli bir defterin tek
yaprağı gibi.
ama özensiz
ama hep aynı çizgi.
Değil mi ki onlar dört duvar arasında,köşelerinde biriken,hep aynı açıdan bakan
bakılan.
Kolayca şekil alabilen iğrenç mimikler,sesler,eller,gözler..
Kelimeler,cümleler,hisler,bakışlar..
doğal olmayan bir tek şey var o da insan.Doğaya aykırı olan,doğanın içinde sırıtan bir tek şey var o da insan.
bu kadarı fazla,fazla bu kadarı.
değiş-tokuş yapsam yapraklarla onları
Ve uyusam yapraklar arasında
Gelmez burnuma insan kokusu
Ve uyusam yapraklar arasında
doğanın verdiklerini geri almak için debelenmesine aldırmadan
Uyusam yapraklar arasında
Uzunca bir süre..

zaman: Çarşamba, Kasım 10, 2010 , 2 Comments

Ruhlarımızı yüzümüze giyebilsek,vişne çürüğü renginde göz bebeklerimiz...Tanrıdan bir parça çürümüşlük...Dudaklarımız dikili iple,ağız kenarlarında artık bir önceki yalandan kalma,belli ne söyleyeceğin ne söylemeyeceğin belli,soluduğun hava değil Tanrının kokusu burnunda,çektikçe içine bir kez daha bir kez daha bulantı,payına düşen etten duvarlarda..
Oluştu şimdiden artık dudaklarımda,uçuklar da var dudaklarımda...Yalan söyledim yalan,güzel kokan Tanrıydı ve taze kalan..

zaman: Salı, Kasım 02, 2010 , 0 Comments

      Bir oyun kişisi: Yaşadığın kentte ufuklar daralıyorsa ve sen artık yaşamını kazanamamaktan korkuyorsan,çek git;çünkü Tanrı'nın dünyası geniştir hem enlemde hem boylamda.
     Başka bir kişi:İlacı yazdığını sanıyorsun;oysa aslında kötülüğün kendisini gösteriyorsun elinle!Eğer ülke bunca aşağılara düştüyse ,tam da çocuklarının onu derleyip toplamaya çalışmayıp,terk etmeyi yeğlemeleri yüzünden oldu bu.Ben,yakınlarımın arasında olmak istiyorum;sevinçli olduğumda sevincimi paylaşsınlar,umutsuzluğa kapıldığımda beni avutsunlar istiyorum.
   Birinci kişi:Vatan sevgisi,bir yaradılış zayıflığıdır yalnızca;gitme cesaretini göster;seninkinin yerini tutacak başka bir aile bulursun.Bir de kalkıp bana,insanın tüm yaşamını doğduğu yerde geçirmesinin eşyanın doğası gereği olduğunun söyleme sakın! Suya bak!Görmüyor musun nasıl da berrak ve güzel,ufuklara doğru koştuğunda;ve nasıl yapış yapış oluyor bir yerde durup kokuştuğunda!

  Gitmeli mi,kalmalı mı? Sanırım ben ikisi arasında bir yerlerdeyim.Lisedeyken arkadaşımla konuşurken hep başka bir ülkede yaşamak istediğimi söylerdim o ise burda kalmayı.Ben yozlaşan toplumumuzda,bilgisizliğin tavan yaptığı,araştırma hevesinin olmadığı bir toplumda yaşamak istememem,kimse istemez zaten.Hükümetler bizim yansımamız diyor bir kitapta,biz halk olarak ülkemizi geliştirmek,güzelleştirmek istemediğimiz için mi hükümetler ,hani diyoruz ya çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmak, kılını kıpırdatmıyor üstüne bir de satılıyoruz,eksiliyoruz.Atatürk'ün izinde bir arpa boyu yol...
   Önce toplumumuzdaki bilgisizliğin ve cahilliğin önüne geçilmeli,herkes bilinçlenmeli,konuşulmalı her şey açık açık ama karşı tarafın düşüncelerini küçümsemeden,eleştirmeli,eleştirilmeli ve en önemliside tepki göstermeli haksızlığa,ve sahip çıkmalı değerlere,ilkelere,toprağa,yüksek sesle düşünebilmeli,tarihimize sahip çıkmalı..
  Hani diyorum daha huzurlu,daha yaşanılası,daha mutlu bir Türkiye.
 Ben yolculuk yapmak kadar hiçbir olaydan zevk alamadım,başka şehirler,başka ülkeler hep çekmiştir beni ama dönüp dolaşacağım yer yine ülkem.Hiçbir yer kendi toprağım kadar güzel olamaz,ama şimdi değil,değil.

zaman: Cumartesi, Ekim 30, 2010 , 2 Comments

YOKLUK

   Hem maddi,hem manen yokluk koyu,uyumsuz renklerle ve sonsuz,biçimsiz şekillerle korkunç bir portre çiziyor,yere göğe.Kırılmış düşünceler,incitilmiş kalpler,çıldırmış zihinler,aç beyinler ve mideler,boşa bakan gözler ve boş kalpler,üşüyen davranışlar ve eller,kokan nefesler ve adımlar insana her şeyi yaptırabilir.
  Bir baba çocuğunun gözü önünde eşini defalarca bıçaklayabilir,genç bir erkek evlat annesini öldürüp parçalara ayırabilir.Aç bir insan,karnını doyurmak için akşam işten eve dönen genç bir kadını bıçaklayabilir,hem de cüzdanında sadece 20 milyon olan bir kadını,tecavüz de edebilir.Kredi kartı borçları yüzünden önce eşini ve çocuklarını öldürüp sonra kendisini öldürebilir,bir adam.Eski sevgilisini yakabilir,barışma teklifini reddedildiği için.Kendi çocuğu öldü diye komşusunun çocuğunu kaçırıp fırında da yakabilir bir kadın.İnsanlar düşünceleri yüzünden öldürülür,mahkum edilir,suikaste kurban gidebilirler.Kadınlar taciz edilebilir,olağan karşılanır.İnsanlar birbirlerini balkondan atabilirler,kulaklarını kesebilirler.Parçalarını poşete koyup mekan belirleyip dağıtabilirler,saksıya gömerler..Daha bir sürü aklıma gelmeyen yaşanmışlıklar var.
  Sanki soluduğumuz havada kana karışan insanları insanlıktan öte birşey yapabilen bir karışım var.Çöplük gibi bir yerde soluyoruz.Herkesin elinde bir fırça başlıyoruz bir şeyler yaratmaya,ama insalığa yaraşmayan şeyler.Öyle bir hal almış ki,alışmışız.Olur böyle şeyler diyoruz.Olur böyle şeyler...
  Ve bir de bu tablonun kıyıda köşede kalmış çizimleri de var. Hayatta herkesin kapı numarası farklı.Ve çok çok kötüsüde bazılarının anahtarları bile yok.İki ucun arasındayım.Sürekli sorgulayıp duruyorum ve hiç bir zaman cevap bulamadığım soruyu soruyorum.Neden?
  Bu kadar zıtlık çok çok fazla.Ne bileyim birisi köpeğinin yemini düşünürken,diğer bir insanın elinde çocukları ölüyor açlıktan.Bir çok şeyin tadına varamadan ölen insanlar var,daha değil,daha bir şey yaşamadım ki diyerek gözlerini kapatanlar var.Geçen otobüste ego kartının nasıl kullanıldığını bilmeyen bir kadın gördüm.Zaten perişandı hali.Kumpir yememiş insanlar biliyorum.Birine hayat çok güzelken diğerine bu kadar boktan olmasın ya.
   Eve dönüşlerde otobüs camlarında her gün bunlar tık tık vuruyor,sonra dönüp bakıyorum camdan dışarı,başlıyorum neden neden?....Otobüsten dışarıya bakmak sanki her şeyin dışındaymışım gibi hissettiriyor bana,inene kadar.sonra hayat devam ediyor.hayat bombok devam ediyor.Otobüsteyken bir sürü şey vardı aklımda ama inince oturduğum yerde bırakmış olmalıyım,yazmak istediklerim bunlar değildi aslında.

zaman: Perşembe, Ekim 14, 2010 , 3 Comments

   İnsanlara karşı bir şey hissetmediğimde nefret etmeyi öğrendim.Dediğin gibi boşluklar her zaman doldurulurdu.Ekşi,rahatsız edici ama bağımlılık yapan bir tat.Ayaklarımın,gözlerimin,ellerimin ve dudaklarımın bana ait olmadığını anladığımda acının var olmadığını öğrendim.Ölüm dışında.Düştüğünde kanayan,gördüğünde körleşen,burkulduğunda onarılmayan soyut varlığın,başı açık sonu kapalı bir çizginin üzerinde Tanrı'yla dans etmesinin huzur verdiğine tanıklık ettim.Dediğin gibi biraz ilerlemek yetiyordu,bir sonraki adım seni başlangıca yaklaştırıyordu.Huzura ramak kala yorulmaksa kaçınılmazdı.Herkes sıfır noktasına gelemiyordu.
   Göle atılan bir taşın yarattığı etkisinin sesinden kuvvetli olduğunu anladığımda,kendimi çırılçıplak,uçurumdan sulara bıraktım.Ama sesim bedenimden ağırdı.Bir taş kadar olamadım.Battım,battım.Battıkça nefes aldım.Dediğin gibi yer çekimine karşı koyamayacak kadar sarhoşluk,yere kapaklandığında taş zeminin soğukluğunda,kulaklarına göle atılan taşın sesini doldururdu,zayıf sesini.Bilirdin ki su herkese sahip olduklarıyla muamele ederdi.
   Gözlerim kapalı geldiğim dünyadan gözlerimi kapatarak gideceğim,açık kaldığı sürede yaşadıklarım kırılgan boşluğumu dolduracak.Dediğin gibi boşluklar her zaman doldurulur.

zaman: Cumartesi, Ekim 09, 2010 , 5 Comments

Anlatabilecek hikayelerin var mı bir başkasına?

Anlatabilecek hikayelerin var mı bir başkasına?
Yaşanmışlıkların
Hatıraların,geçmişin sessiz sokaklarında bıraktığın
Var mı paylaşabileceğin sırların?
Onları saklandıkları yerden çıkarabileceğin,sır olmaktan da çıkarabileceğin?
Umutların,yitip giden ama her seferinde sana yeniden dönen...
Kaybettiğini sandığında içinden sana seslenen
Hiç oldu mu zamanı dondurmak istediğin anların?
Hep öyle kalsa, ama hep öyle kalsa
İçinden geçiversem kıvrılsam bir köşesine
Söylemekten bıkmadığım şarkılarım eşliğinde
Ve o anda dönüşse hayaller gerçeğe
İnandığın zamanlar oldu mu?
Sıcak bir gülümseyişin dünyayı değiştirteceğine,
İçlerimize işlediği anda her şeyin düzene gireceğine
Bir fısıltı bekledin mi kayıp dualarından?
Rüzgarların getireceği çok yukarlardan.
Eğer rol almadıysan hayattan,
Değilsen bir sahnenin, parçası
Söyleyecek bir cümlen bile yoksa,
Hep pişmanlığını yaşamışsan gecikmiş eylemlerinin,
Bir nota götürmemişse seni hiç gitmediğin bir yere,
Ve dalmamışsan kimsenin kurmaya cesaret edemeyeceği düşlere,
Bir çocuk gülümseyişini sığdıramamışsan bir kareye,
Düşüncelerin geçmemişse harekete,
Fiilerin edilgen,öznelerin gizliyse,
Silmelisn yaşantının her bir satırını,
Bu zor gelecekse sana
Çevir o zaman sayfanı.

Gamze Karabulut

zaman: Çarşamba, Haziran 02, 2010 , 0 Comments